Saat 22:45. Evdeyim. Fonda Beethoven’ın Ayışığı Sonatı. Dışarda cemresini düşürmeye hazırlanan karasaldan bir gece. Bir zemheriyi yaşıyorum. Hani şairin dediği gibi “Gönül bahara giresi değil” gibi bir şey.

Böyle başlardı mektuplarım değil mi? Sana göndermesem de yazarak doyum bulduğumbir eylemden başka bir şey değil bu yaptığım. Buna da ihtiyacm var. Freud’un hangi savunma mekanizmalarına girer yaptığım? Ne olur tanılar koyma? Reçeteler verme. Beni anla sadece. Sessiz sedasız anla beni. Akla. Zamanı ve mekanı parelelde bir benden başkası değil bu. Bak, kendime söylediğim yalanları da bıraktım. Hep bir aynaydın kör yanlarıma. Çoğaldım durdum ellerinde. Daha bir yalansız oldum. Öyle ki seni kaybetmemek için bile yalan söylemedim.

Aylardır kabullenmeye çalıştığım tek olgu seni gerçekten yitirmiş olduğum gerçeğidir. Bu ne kadar zor işmiş meğer. Seyircilerimize kalsa “her şey bitmis!” Yanlışlar. Bir şey varsa eğer, bitmez.  Hani sulara yazılan panta rei . Senden çoğalıp tekrar sana dönüyorum. Ayrıca hiç bir şey bir diğerinin özdeşi de değildir. Işte bu nedenle bir şey varsa bitmez.

Yani her ilişki kendinin tözüdür.

Bu nedenle “yaşamım” demez miydik birbirimize “sevgilim” yerine. Ne güzel derdik…

Advertisements