Bugűn korkunç bir arzu ile denizi őzledim. Koca suların ortasında bir kabarcık kadar kűçűcűk ben. Gőğsűműn iniş kalkışı denizi taklid eder gibi; Bir yandan bir dehşet duygusu o sonsuzluğun yarattığı, őte yandan ahenkli birlikteliği uyum ve rastgeleliğin. Oksijen yetmiyor. Vűcudumun serin sularla buluşması dűnyadan bir kopuşun başlangıcı gibi sanki. Her şeyi bir anda geride, suyun űstűnde/dışında bırakmak…

Kapatıyorum gőzlerimi. Her kapadığımda ayrı bir deniz; ya çalkalanıyor, ya da çarşaf gibi uzanıyor őnűmde. Gőzlerimi kapatıp bűtűn denizlerimi birleştirmek istiyorum; balığıyla, yosunuyla, dalgaları, ve uysallığıyla.  Işte deniz.

Sonra aklıma dűşűyor denizinden koparılmış balıklar, yosunlar, deniz kabukları. Űlkesini terketmek zorunda kalmış kuşaklar sonra. Sonra kőyleri, obaları, tarlaları yakılmışlar. Savrulmuşlar. Ocağına ateş dűşsűn istiyorum ocaklara ateş dűşűrenlerin.

Denizi őzlűyorum. Hem bu denizi őzlemeler de nerden çıktı allsen Orta Anadolu’nun bu bozkırında? Hani deniz çocuğu olsaydım bari deniz kıyısında bűyűműş. Hani őyle açılmışlığım olsaydı maviliklere. Kaybolup kaybolup bulmuşluğum olsa bembeyaz kőpűklerde. Sanırım Akdeniz karışmış kanıma seni őptűğűmden beri o deniz kıyısında Izmir’de.

Advertisements