You are currently browsing the tag archive for the ‘12 Eylül’ tag.

Bugűn o zavallı, o çaresiz Cahit Sıtkı’ydım.

Ne doğan gűne hűkműm geçer
Ne haldan anlayan bulunur

Hiçbirşeye hűkműm geçmiyor. Burada Mayıs da bile kar yağdı. Nasıl moralimi bozuyor bu bilemezssin. Paranoyakça varsayımları kendime atfedeceğim korkum olmasa havanın beni kızdırmak için bőyle yaptığını dűşűneceğim.
Zaten sataşacak birilerini arıyorum. Dűn gőglemle kavga ettim. Ağzını burnunu kırdım serserinin. Varoluşumdan beri hep sırtımdan geçinip durdu. Bir gűn de bir işe yarasa bari. Kendine bile yararı yok ki bana olsun. Onca şeyden sonra hala benimle yaşamayı yeğliyor.
Yarın gűneş tpelerin ardındayken konuşup őzűr dileyeceğim. “Kusura bakma gűcűm ancak sana yeti!” diyeceğim. Ne yapayım başkasına çatsam ne olacak ki? Tűkűrsen yağmur sanıyor kimileri. Namussuz- şerefsiz desen adam nerdeyse kendinin onurlandırıldığını sanacak.”Yok abi hala bir Kastelli ya da Horzum olamadık” diyecekler.. Offf çıldıracğım! Olmadığını bildiğim halde Tanrı’ya kűfűr ediyorum bu kez. Eminim eer varolsaydı o da űzerine alınmazdı allah bilir. Ancak şurda birşeyi itiraf etmeliyim. Kűfűr ederken şőyle ya da bőyle rahatlıyorum.
Al işte gőrdűn mű bak? Hava yeniden bozdu. Ortalık iyice karardı. Yağmur mu yağar, kar mı, dolu mu? Bilmiyorum. Bildiğim birşeylerin yağacağı kesin. Yeryűzű bile aptallaştı. Adını bilmediğim ağaçlar çiçek açmışlardı ne gűzel. Dőktűler çiceklerini. Kuşlar őtmeye başlamışlardı sabahlarla bir. Gittiler. Bahara műdehale var resmen ve militarist gűçler sıkıyőnetim uygularız diye gőbek atıyorlar ve ellerini ovuşturuyorlar kőpekbalığı suratlarıyla dillerini iki metre çıkarıp salyalarını silerken.
Bu gidişle yazın geleceği yok. Baharın zamanı geçti. Şurası kesin őnűműz 12 Eylűl’lű sonbahar.

Şimdilerde hala sen varmışsın gibi dimdik durmaya çalışıyorum tüm fırtınalara. O kadar çok saldırı var ki: Her yanımız yasak. Her yanımız ateşten çember ve kalelerimizi umutlarımızın yıkmaya çalışıyorlar. Seninle daha bir kolaymış bunlara karşı durmak. Ama yok, şimdi sen olmasan da ayakta durabilmeliyim. Yoksa aşka ihanet ettiğimi düşüneceğim.  Kendime saygımı yitiririm. Aşk yenilmemektir. Aşk teslim olmamaktır. Aşk çoğalmaktır.

V’yi hatırlıyorsun değil mi? Hani devrimcilik misyonunu gençliğinin moda vitrinlerinden almış şimdilerde de bu misyonu bir losyon gibi kullanıp egemen iktidarın yelpazesinde kendine yer kapmaya çalışan ama öte taraftan da günah keçisi yazılar ve şiirlerle masturbasyon yapan tip. Sevdayı günü birlik ilişkiye indirgediler. Bir ilkel dürtünün tutsağı eylediler. Sex ve arabesk satıyor. 12 Eylül’ün korku ve suskusu yarattı bunları. Bunlar da yer göstericiyi oynuyorlar bu karanlıkta bir yandan da yaşadıklarımızı yorumlayarak. Sani onlara kalmış yaşadıklarımızı yorumlamak. Bir de farkında mısın nasıl da faşistleştiler birden bire birileri onların egemen ideoloji ile barışık rahatlık alanlarını sorgulayınca?  Kessen damarlarından missak-ı milli fışkıracak. Türkeş’in itleri bile utanır oldu faşistliklerinin iğrençliklerinden. En büyük saldırı da bunlardan geliyor bizlere. Polisi, Jandarması, anayasası, AMAyasası, cart curt ne ise ırgalamıyor da. Bunların attığı taşlar yaralıyor hala Pir Sultan’ları.

Bana gül at
Yaralarıma tozlarını bıraksınlar

n bunların ötesinde ve berisinde hala adını veremediğim bir şeyler var. Ki bir şekilde umudumu canlı tutuyor. Örneğin yeni adımı bilmiyorum. O ölümü yaşamak için yeniden bir doğumu seçeceğim. Toprakta patlamaya hazır bir tohumum. Rengimin ne olacağını bilmiyorum ama ne olmayacağını biliyorum. Nerede açacağım? Batakta mı? Zehirli mantarlar arasında mı? Kendime yeni bir ad seerek rotamı belirlemeliyim. Sensiz nasıl başlanır? Bilmiyorum. Bildiğim aşkın süremesi gerektiği.

Hadi çoğalt beni…