You are currently browsing the tag archive for the ‘Demirel’ tag.

Şu yazışmalarımda dikkatini bir şey çekti mi? Sőzde aşkı sorguluyorum ama bi an durup bakarsan farkedeceksin ki hafiften hefiften seni sorguluyorum. Bunu farkedince durdum. Bu durumu analize koyuldum. Bu da beni farkında olmadan içselleştirdiğimiz bazı mantıksal çıkarsamalara ve varsayımlara gőtűrdű. Adına dışsallaştırma mantığı dediğim ve gűndelik yaşamımızda sıkça kullandığımız bir sűreci farkettim.

Farkında mısın kendimize, yaşantılarımıza yőnelik őzellikle de olmusuz şeylerde alabildiğine edilgen cűmleler kuruyor ve kendimizi o şeyden izole ediyoruz? Ya da kendi payımızı gőz ardı ediyoruz. Bunu yaparken de dışardan bir şey bulup bűtűn suçu ona yűkluyoruz. Yani dışsallaştırmış oluyoruz sorunu. Tűrkűlerimize ve şarkılarımıza bak; çoğunluğu (hepsi de olabilir pekala) hep birileri ve birşeyleri suçlar; allahtı, kitaptı, kaderdi, nasipti, niyetti, kőtű aşklar ve kadınlardı derken biz pűr-Î-pak.

Ilk başta kısa yoldan kendini aklamak gibi geliyor olabilir ama aslında sorunları dışsallaştırdıkça kendimizi – izole ettikçe git gide kendimizi de yaşamsal sorunlar karşısında edilgenleştirdiğimizi unutuyoruz. Edilgenleştikçe de kőleleşiyoruz.  Bu taa politik ve ekonomik yaşamımıza kadar etkili olabiliyor.  Geçenlerde biri gőstericilere saldıran polisden sőz ederken ağlamaklı bir tonla diyordu ki “Alçaklar! Nasıl da saldırıyorlar” “Ne bekliyorsun? Çiçek mi atmalarını?” dedim. Beni sivil polis olmakla suçladı. Anlıyor musun? Işte bőyle işliyor bizimkilerin materialist dialektik mantığı. Yani birilerini őylesine suçlamaya alışmışız ki, konunun őzűnű bile unutuyor oluyoruz suçlama histerisini yaşarken. Bunu sőylerken tabii ki polisin saldırısında bizim suçumuz ne? gibi saçma bir sorgulamayı őnermiyorum kuşkusuz. Yani polisi suçlamak yerine, polis tabii ki bunu yapacak gostericiler polisin şiddeti karşısında ne yapmalıyı tartışmayı unutuyor oluyoruz. Hatta hatta daha soyut boyutta  şunu da sőylemek műmkűn ki zalimin zulmunu suçlamak kolay tabii. Bizim direkt ve dolaylı onayımız olmazsa zalim ne kadar zalim olabilir ki? Hiç bir diktator kendi başına gűçlű değildir. Hiç bir sistem kendi başına.

Biliyor musun bunlar bana kimi dűşűndűrttű? Demirel’i.

Gűlme, evet Sűleyman Demirel’ı hatırlattı bu irdelemeler. Belki bu dışlaştırma mantığınin tarihsel kőkleri Demirel’in demagojilerindeki mantığa kadar gidiyor. Hani “Petrol vardı da biz mi içtik” diyen o mantık. Ve bizler de birer kűçűk Demirel olarak bu oyunun sahnesinde. Onun için bu aralar kűfűr edeceksem eğer “Demirel’in çocukları” diye kűfűr ediyorum artık. Itiraf etmeliyim; Çok zevk aldığım, doğrudur.