You are currently browsing the tag archive for the ‘Kant’ tag.

Bugün Rodin’in Düşünen Adam’ını gördüm. Şimdiye kadar hiç böyle bir gözle görmemiştim onu. Meğer ne acılar yaşarmış bir heykel. Beton duvarlar da acılar yaşar mı? Bir dili olmalı duvarların ve kendini yıkmalı söylemlerde.

Bugün Rodin’in Düşünen Adam’ını gördüm. Nasıl öfke doluydu öyle? Nasıl kederliydi sıkılı yumrukları (Biliyorum, ama elleri yumruk yumruktu diyorum, gördüm). Karşısında durdum. Küçüldüm bakışlarında, o büyüdü. Gözleri üstümdeydi. Suçluca kaçırdım gözlerimi. Tersiyle itse elinin yıkılacaktım. Hiç bir şey demedi. Derdi oysa. Baktım gözyaşları yalnızdı.

Sahi kim dikti onu akıl hastanelerinin bahçelerine? Neden delinin stereotipi yapmışlar onu? Neden delinin stigmasi öyle olumsuz? “Düşünmek deliliktir” demek istiyorlar herhalde.

Gözdağına: “Düşünmeyin ha! Yoksa tıkarız size buraya!”   Akıl hastanelerinin işlevi hapishanelerinkiyle aynı. Neden düşünmedik hiç bunu?

Peki şimdi ne yapmalı? Deli’yi akıllılardan nasıl kurtarmalı? Rodin’i delilerden… Kurtarmayı kurtarmak da gerekli.

Propaganda çalışmalarına başlayıp deliliği aşka ödünlemeli. “Deliler gibi seviyorum” demek yetmiyorsa başka sav sözler bulmalı. “Aşk aklın çılgınlığıdır” dersek Kant kızmaz herhalde. Herkesin göreli de olsa aşık olduğunu varsayarsak…

Veya “Delilik erdemdir!” mi desek acaba?

Veya “Hayatta en hakiki mürşit deliliktir” e ne dersin?

Pazar ahlakına uygun bir iki söz de bulmalı: “Delilik mülkün temelidir” gibi…

Bana ne düşündüğünü yaz olur mu? Ben Rodin’in atölyesindeyim.